“DAĞLARIN EKMEĞİ” KESTANE
Kestane, besleyici ve doyurucu özellikleri nedeniyle eski çağlardan bu yana insanların beslenmesinde büyük rol oynamıştır. İnsanoğlunun ilk besin kaynaklarından biri olduğu için halk arasında “dağların ekmeği” olarak adlandırılır. Alp Dağlarında yaşayan buzul çağı insanları yılın dört-beş ayını sadece kestane yiyerek geçirmişler. Damak tatlarına düşkünlükleriyle tanınan Romalılar “Castanea Vesca” dedikleri bu meyveyi en özel yemeklerinde kullanmışlar. Bir rivayete göre kestane, insanoğlunun bala batırarak tatlıya dönüştürüp yediği ilk meyvelerden biri…
Osmanlı saray mutfağında sıklıkla kullanılan kestane padişahların sofralarından eksik olmazmış. Stefanos Yerasimos’un “Sultan Sofraları” adlı kitabında Fatih Sultan Mehmet’in özellikle sabah saatlerinde kestaneli bulgur yediğini görürüz. Günümüzde birçok ülke mutfağının vazgeçilmez tadıdır kestane. Et ve sebze yemeklerinin hazırlanmasında, pilavlarda, çeşitli salatalarda lezzet artırıcı olarak kullanılır. Kestanenin en çok hindi eti ve kuzu etine yakıştığı düşünülürse de sebzelerden kereviz, patates ve havuçla da uyum sağlar.
Kestane, kabuklarının kalın olması nedeniyle pişirildiğinde içindeki bütün vitaminleri korur. En çok taze olarak, haşlanarak ya da kebabı yapılarak tüketilen kestanenin şekerlemesi de ülkemizde çok rağbet görmektedir. Pastacılık sektörünün de vazgeçilmezleri arasında bulunan kestane; öğütüldüğünde güzel ve tatlı bir un haline gelir. Kestane unuyla çeşitli yemekler ve unlu mamuller üretmek mümkündür. Kestane unu ayrıca sütlü puding türü ürünlerde, bebek mamalarında, ekmek yapımında, flakes (corn flakes) türü ürünlerin hazırlanmasında, çorbalara, soslara ve salçalara terbiye yapmada ve tat vermede kullanılabilir.